top of page

S.Ö. ve S.S. Yani Seçimden Önce ve Seçimden Sonra


Benim çalışma alanım, eğitimim, hepsi Ekonomi, daha ziyade İktisat. İktisat ve ekonomiyi politika ve siyasetten ayrı düşünmek pek olanaklı değil. Ancak buradaki politikayı, siyaseti hele seçim öncesi gibi dönemlerde particilikle, seçim öncesi propagandaları ile karıştırmamak lâzım.



Yazı: Hasan R. Ardıç

 

Kimsenin tuttuğu partinin hangisi olduğu, seçimi kimin ve hangi partinin kazanacağı, oy oranları ve diğer benzeri hususlar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.


Beni ilgilendirenler;

S.Ö.: Sağlıklı, kazasız-belasız demokratik, Anayasa ve YSK kararlarına harfiyen uygun bir seçimin, ilan edilen tarihte 14 Mayıs 2023 Pazar günü yapılması,

S.S.: Yasalara uygun olarak, hiç bir yan yola sapmaya tevessül dahi etmeden adil, açık bir sayımın yapılarak tutanakların tutulması, ilgili vesaiklerin YSK’na zamanında ve eksiksiz sunulmasıdır.


Özetle; Seçileni kutlarız, seçilemeyeni de uğurlarız.” kafası…


Şimdi esas konuya girelim. Henüz 41 gün var seçim gününe. Bir taraftan seçimin yapılmasına ilişkin, yapılması gereken hazırlıkların yasal çerçevede hazırlanması var. Bunu yapması gereken kamu görevlileri yapacaklardır. Sandıklar, oy pusulaları, seçmen kartları, listeler, mühürler, vs.,


Bu paralelde S.Ö. dönemde siyasal partilerin ve varsa bağımsız adayların propaganda faaliyetleri elbette hukuk ve demokrasi çerçevesinde yapılacaktır.


Yukarıda yazdıklarım, Cumhuriyet tarihimizde yapılanların bir özeti niteliğindedir. Geçmişte, dünyanın daha az ve daha düşük profilli sorunlarla uğraştığı yıllarda S.Ö. âdeta daha relax, ekonomik hareketliliğin hızlandığı dönemler şeklinde olur, vatandaş da S.Ö. bundan yararlanır ve S.S. için de elde ettiklerini bir kenara koyar, kullanırdı.


Ancak bu seçim döneminde benim öngörülerim ve durum tespitlerim biraz daha farklı olacak.


Küresel ekonomilerde ve ulusal ekonomide var olan ekonomi ağırlıklı toplumsal sorunlar;

  1. Yüksek ve yükselen enflasyon

  2. TEFE ve TÜFE arasındaki makasın bu yıl da açılacağı endişesi

  3. Hiper Enflasyon ve durgunluk (Resesyon) riskinin artması

  4. Bütçe açıkları

  5. Ödemeler dengesindeki denge dışı durum

  6. CDS (Credit Default Swap) primlerinin artması

  7. CoVid-19 pandemi sürekliliği, riski

  8. Ulusal para biriminin diğer para birimleri karşısında değer kaybı

  9. 6 Şubat 2023 tarihinde 11 ilimizde ve çevrelerinde karşılaştığımız depremler

  10. Benzer bölgede sel baskınları

  11. Yitirilen canlar, yıkılan konut ve işyerleri

  12. Bütün bunların maddi yükleri…



Zamanında olağan bir seçim yapmak planlanmış iken, yukarıdaki daha da uzatılabilir listenin oluştuğu bir döneme denk gelmek; biraz talihsizlik, biraz da öngörüsüzlük. Doğal afetler dışındakilerin önemli çoğunluğunu böyle değerlendirmek gayet normal. Ancak ve tabii ki “gayet normal” diyerek bu sıkıntılardan bir an önce kurtulmak anlamına gelmediği için bu defa işimiz biraz daha zor görünüyor. Türkiye her ne kadar ne zorluklar içinde seçimler yaptı demek yanlış olmasa da artık sadece moral ile motivasyon olmuyor.


Üzerinde tam olarak çalışmadım ama 2023 bütçesinde, 2022’den kalan ekstra giderler var. Tanım olarak bunlar bir bakıma marjinal giderler gibi görünse de sayısal bazda her biri adeta bir çöküntü konusu… Depremler. Burada can kayıplarından bahsetmiyorum, hepimizin içi yanıyor. Zaten bunun bedelini matematik hesaplayabilmekte aciz kalır.


Depremin ilk haftasında bazı zarar hesapları yapmıştık ama olmadı. Dünya Bankası da bizler de hemen hemen aynı sayısal maliyet değerlerinde aynı çizgideydik. ABD $ 48-50 milyar. Devletin şimdilerdeki açıklamaları TL olarak ifade edilse bile, halâ öngörülenin üzerinde…


Fonlar, yardımlar, dış destekler ve diğer tüm destekler yeterli olmuyor, bir fon yaratmak da pek kolay ve hatta olanaklı görünmüyor. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, depremin maddi boyutunu ortaya koyan kapsamlı bir rapor hazırladı. Buna göre, depremlerin maliyeti 2 trilyon TL yani yaklaşık 103,6 milyar dolar. Raporda, bu depremlerin yarattığı maddi kaybın Marmara Depreminden 6 kat daha fazla olduğu da belirtildi.


Bu sayılarda yapılacak bütçenin uygulamada açık vermemesi ciddi bir sonuç ve başarı olur ki seçim dönemi olması nedeniyle pek kolay değil bu realizasyon… Peki ne yapmalı sorusunu sormak kolay olsa da cevabı öyle değil. En azından 2022-2023 bütçe farkında % 13 faiz farkı var. % 13 çok ciddi bir fark. Tabii diğer başka önemli farklar da var. İşte zaten Çarşamba günü Herkese Ekonomi adlı Zoomya.TV programında Prof. Dr. Can Bilgili ile bunu konuştuk. Daha kabule sunulmadan açık vereceği belirlenmiş, kabul edilmiş bir 2023 bütçesi böyle olur, çaresi de yoktur.


Programı izlemek isterseniz videoyu onaylamanız yeterli olacaktır.


Bazı standart öneriler var, bunları hatırlatmak belki yararlı olur.

  • Her zamanki gibi en önce mutlak bir tasarruf politikasının uygulanması ile başlamak,

  • İhracatın artırılması amaçlı olarak ihracatı engellemese bile kısıtlayan vergileri kaldırmak. En azından bir anlamda düzlüğe çıkana kadar suspan tutmak,

  • Tarım ekonomisini desteklemek,

  • Mümkün olabildiğince kısa vadeli ve döviz bazında borçlanmamak,

  • İthalatı kısıtlamak,

  • TCMB emisyon hacmini giderek daraltmak, enflasyona alan açmamak,

  • Döviz girdilerini artıracak diğer önlemleri almak; turizm gelirlerini artırmak,

  • Planlı çalışmak, belki DPT’yi yeniden kurmak,

  • Türkiye’de zor olsa da nüfus planlaması yapmak,

  • Diyanet İşleri Başkanlığı gibi üretken olmayan büyük bütçeli kurumların faaliyetlerini denetlemek, bütçelerini çok büyük oranda kısıtlamak,

  • Bütçe denetimlerini sıklaştırmak, gereken ölçüde güncelleme yapmak,

  • Kamu harcamalarını minimize etmek, bütçeye yıllardır ağır yük getiren ultra lüks ve lüks harcamaları kaldırmak (Örneğin siyah makam araçlarının sayısını minimize etmek, Devlete ait olan özel uçak filosundaki sayıyı minimize etmek),

  • Bu arada Devlet üst düzey görevlilerinin havalimanlarından karşılanması ve uğurlanmasına sınır getirmek. Bu seviyenin altındaki görevlilerin gidiş ve varışlarını serbest bırakmak,

  • Derhal sınırlarımız dışında görev yapan askerlerimizi kışlalarına geri çağırmak,

  • Enflasyonu en az %10 oranında düşürebilirsek, 2024 yılı için ücret zamlarının üst sınırını en çok %5 olarak belirlemek ve bunu gerek ücretlerde gerekse ücrete ilişkin vergilerde uygulamak.

  • Haksız rekabete asla toleranslı davranmamak,

  • Vergi reformunu güncellemek; dolaylı ve dolaysız vergileri ekonominin durumuna göre artırmak/azaltmak/aynı bırakmak kararını yeniden gözden geçirmek,

  • İnşaat sektörüne bu derece bağımlı kılınan bir ekonomik yapıdan çıkılması gerektiği ölçüde artık çıkmak,

  • Katma değer üreten işlerde daha yoğun çalışmayı hedeflemek ve gerçekleştirmek,

  • Aşırı istihdamı bırakın, fazla istihdamı engellemek,

  • Özellikle Devlette, bir memura bir müdür düşmeyecek organizasyon şemalarını artık uygulamak…


Listemizi uzatmak olanaklı, bazı maddeleri eklemek/çıkarmak tabii ki mümkün. Ancak daima fayda-maliyet analizi, matematiksel bakış açısıyla, aritmetik kullanarak yapılmalıdır ki bu mümkün. Çok geniş odalarda, oldukça yüksek maliyetli mobilyalarla tefriş edilmiş makam odası (!) anlayışı derhal bırakılmalıdır. Bu arada savunma harcamaları kontrol edilmeli ve eminim ki mutlaka en az %50 oranında azaltılmalıdır. Her şehirde üniversite açmak yerine, bunları azaltıp karşılığında kaliteli eğitim kadroları oluşturmak çok daha rasyonel geliyor. Hayal çalışmalara akademik de olsalar, henüz daha gerçekçi olmak daha büyük önem taşımaktadır. Örneğin Uzay Bilimleri Akademisi, uzaya seneye gitmek gibi… Bir astronotun giysi takımı yaklaşık 100.000 $ dır. Akademinin bütçesi ise galiba 80.000 $ olarak açıklanmıştı. (Diyanet bütçesinden az) Bir pilotun yetişmesinin bile çok maliyetli olduğu bu dönemde uzaya gitme hayali kurmak bile gerçekçi değildir. Belki yıllar sonra… Şöyle daha iyi anlaşılması için bir kıyaslama yapalım; bir savaş uçağı ile onu kullanan pilotun maliyetleri (Tabii ki pilotun yaşamı hariç) karşılaştırıldığında pilotun maliyetinin daha yüksek olduğu bilinir. Uzay gibi bilmediğimiz bir konuda elbette fikir yürütemeyiz, ama bu haberi basından öğrenmiştim.


Şu seçimin yarattığı ortam ne kadar enteresan;


S.Ö. var; Seçimden Önce anlamında (Sanki Milat gibi)

S.S. var; Seçimden sonra anlamında.


Ayrıca Seçim Ekonomisi var. (S.E - I., II., III., IV) başlıklı 4 yazım var www.Ekonomim.com da. Seçim geniş bir kapsamla, maliyetleri ile yaklaşıyor.


Yazımın başında belirttiğim gibi beni ilgilendiren kısmı sağlıkla, olaysız, demokratik, adaletli, hukuka ve YSK tarafınca belirlenenlere uygun bir seçim ve akabinde sayım yapılmasıdır. Bunun dışında kim kazanmış, kim kaybetmişten ziyade ülkemizin içinde bulunduğu durumun sorunlarını çözecek liyakat ve dürüstlükte bir ekibin seçilmesi ve ivedilikle çalışmaya başlamasıdır.

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page